Güncel Yazılar

YENİ BİR 68 KUŞAĞI MI? 28/02/2011

Avrupa Üniversiteleri kaynıyor. Gençler sokaklarda. Öfkeliler ve polisle çatışmaya giriyorlar. Son bir ay da özellikle İngiltere, İtalya ve Yunanistan’da ciddi öğrenci protestoları yaşandı. Avrupa üniversitelerinde öğrenciler eğitim ücretlerindeki artışlara, üniversite ve araştırma bütçelerinde planlanan kısıntılara karşı direniyor.

Türkiye’de de üniversite öğrencileri huzursuz, ama elbet “ileri demokrasimizin” izin verebildiği ölçüde protesto yapabiliyorlar. Eğer dayak yemeden, atik davranırlarsa en fazla becerebildikleri de yumurta atmak.

Avrupa kıtasında öğrenciler ayağa kalkarken şu soruyu birlikte soralım ve yanıtı üzerinde düşünelim. Hangi iç ve dış güçler bu öğrencileri kışkırtıyor? Üstelik de Yunanistan’ın, İtalya’nın, İngiltere’nin ve Türkiye’nin tam da en fazla milli birlik ve dayanışmaya gereksinim duyduğu(!) ve ülkelerin tam da atılım yapmak üzere olduğu (!) şu sırada yapıyor bunu?

Yaşım 50’yi aştı, bu bitmek bilmeyen içi ve dış düşmanların tam en fazla birlik ve bütünlüğü gereksinim olan zaman devreye girmeleri öyküsü hiç bitmedi.

İngİltere’de neler oluyor?

Sanayileşmiş pek çok Batılı ülke gibi İngiltere de bir refah devleti. Yani eğitim, sağlık, iş kaybı ve benzeri konularda halkın yanında yer alan merkezi bir devletin yardımıyla bu duruma geldiler.

Acaba şimdilerde değişen bir şey mi var? Bu öğrencilerin derdi nedir? Aptal olmadıklarına göre bir şeylerin ayaklarının altından kaymakta olduğunun farkında olmaları gerekir.

Aslında herkes iyi biliyor ki sorun bugün başlamadı. Refah devleti konusundaki toplumsal uzlaşma 1970’lerden itibaren kaybolmaya başlamıştı zaten.

1980’lerle birlikte Birleşik Krallıkta Margaret Thatcher, ABD’de Ronald Reagan refah devletine savaş açtı. Çünkü onların kafalarındaki toplumsal düzene göre böyle bir anlayışın maliyeti yüksekti! Daha sonraki yıllarda İngiliz halkı ve özellikle üniversite gençleri hiç mutlu olamadı. Daha sonraları İşçi Partisi’nin üçüncü yol girişimi de tam bir düş kırıklığıydı.

Bugün İngiltere’de yaşanan gösterileri “Ücret ve İndirimlere Karşı Ulusal Kampanya” platformu düzenliyor. Protestolar esas olarak Londra’da olmakla birlikte ülkenin pek çok yerinde kitlesel katılımlarla yapılıyor.

Bristol, Sheffield, Liverpool, Brighton ve Manchester dahil pek çok yer karıştı. Binlerce öğrenci okulları işgal etti, yollara döküldü. Öğrenciler Birmingham Üniversitesi’ni işgal ettiler.

Tüm bu karmaşa içinde bize yabancı gelen şeyler gördük. İngiltere demokrasisi ve hükümeti bu olayları gizli örgütlerin İngiltere’yi yıkma girişimi olarak algılamadı.

İngilizlerin öğrenci olaylarına gösterdiği bu hoşgörü eminim ülkemizde pek çok kişiyi şaşırttı. Belki de öğrenciler şımartılıyor diye bile düşünenler oldu.

Hani asacaksın bir kaçını bak bir daha gösteri yaparlar mı diye düşünenler bile olmuştur.

Öyle kirli el ya da komplo teorisyenleri falan yok orada. Batı basınından izlediğimiz kadarıyla temel sorun şu:

Son reform girişimleri bir yana, yapılan incelemelere göre yoksul öğrencilerin Oxbridge’e girme şansı 55 kat daha az. Yani işçi sınıfından bir çocuk yine işçi kalmaktan fazla bir seçeneğe sahip değil.

Üniversiteler 2012’den itibaren öğrencilerden yıllık 9,000 pound’a kadar harç alabilecek. Bu para İngilizler için bile çok yüksek. Üstelik artış oranı da olağanüstü; 3290 pound’dan 9.000 pound’a çıkartılıyor. Eee peki ne yapacaktı bu öğrenciler?Büyüklerimiz en iyisini bilir deyip susacaklar mıydı? Üstelik devlet bir ticari işletme miydi. Tıpkı bir mücevher dükkanı ya da gece kulübü işletmecisi gibi ille de kar peşinde mi koşmalıydı?

İtalya

Öğrenciler sağcı Silvio Berlusconi hükümetinin yükseköğretimle ilgili planlarına karşı çıkıyor. Büyük kentlerde önemli gösteriler düzenlediler. Onlar da İngiliz Öğrenciler gibi geleceklerini karanlık görüyorlar. Gelen haberlere göre İtalay’da durum daha karmaşık.

İtalyan hükümetinin tasarladığı reform planına göre:

Özel sektörü üniversite yönetim kurullarına almak gibi düşünceler var, ama esas sorun parasal. İtalyan hükümeti İngiltere’den daha fazla bir kısıntı planlıyor. İtalya’daki sorun sadece öğrencileri ilgilendirmekle de kalmıyor. Yıllarını verdikleri kariyerlerini kaybetme tehlikesi olan araştırmacıların durumu da çok kötü. Hükümet araştırmacılara dönüp “paramız yok, sizi artık çalıştırmayacağız. şimdiye kadarki emeklerinize teşekkür ederiz” demeye hazırlanıyor.

Hükümet kültür ve eğlence bütçesinde de büyük indirime gitmeyi düşünüyor. İtalya öfkeli, ama diğer ülkelerle karşılaştırma yapınca öfkesi daha da büyüyor. Nedeni çok açık: 100 avro bütçenin sadece 21 sent’i kültür ve araştırmada değerlendirilmektedir. Fransa ve Almanya’da ise bu miktar iki kat fazla.

Kİm bu çocuklar?

Dışarıdan bir tahmin de olsa, şu çok açık: Avrupa’da Mihail Alexandrroviç Bakunin’in hayaleti falan dolaşmıyor. Özellikle Yunanistan’da kendilerini anarşist olarak tanımlayan bazı gruplar olsa da esen rüzgarlar o yönde gözükmüyor. Düzen koruyucuların içi rahat olsun!

Gösteriler boyunca çok sayıda göz altına alma olayları dışında polis, öğrencileri toplamadı, dövmedi, geceleri evleri basılmadı. Neden mi?

Çünkü o polis de o hükümet de bu çocuklar da yüzyıllar önce yöneticilere kafa tutan dedelerin torunu. Magna Carta Libertatum (Latince, Büyük Özgürlükler Sözleşmesi)’inden bahsediyorum.

Bu çocukların büyük büyük dedeleri 1215 yılında bile ayaklanmışlardı. Düşünsenize, neredeyse sekiz yüzyıl once Krala kafa tutmuşlar ve hukuka uygun davranmasını talep etmişlerdi. Almışlardı da istediklerini.

Yunan öğrencilerin dedeleri Agoraları, İtalyanlarınki Roma hukukunu yaratmıştı.

Batı demokrasisi dediğimiz işte böyle bir temelde kurulu.

Hükümetler ne yapıp edip eğitime ayrılan kaynakları azaltmak ve başka alanlara kaydırmak istiyor. Peki bu paralar nereye gidiyor ya da gidecek? Ben ekonomist değilim, anlamam. Ancak bir şeyi anlayabilecek ve gözlemleyecek kadar aklım başımda. Bir örnek vererek bitireyim. 2008 yılında patlak veren mali krizin kontrol altına alınabilmesi için gerekli olan 850 milyar dolar gibi inanılmaz bir rakamın (bu rakam daha sonra krizin genel maliyeti anlamında tüm dünyada misliyle artmıştır) şirket kurtarmaya aktarılması ABD’de ciddi tepkilere neden olmuştu. Hatırlayın; Temsilciler Meclisi ilk oylamada öneriyi reddetti. Öneriyi eleştirenler halkın vergilerinin Wall Street’e aktarıldığını söylediler. Temsilciler Meclisi üyesi Nancy Pelosi yaptığı konuşmada kurtarma planına karşı çıktı.

Kurtarmak amacıyla kendilerine para aktarılacak olan sermaye sahiplerini eleştirdi. “Başarısız olunca altın paraşütünüz olacak ve vergi ödeyenler sizi kurtaracak” diye eleştirdi (şirketlerde genellikle üst yönetici konumunda çalışanlara, işten ayrılmaları durmunda önemli miktarda bazı menfaatler verilir. Buna altın paraşüt denir).

Güya deregülasyon ve serbet piyasanın kendisini düzenleyecek görünmez eli her şeye yeterliydi. Aslında işin böyle olmadığının bu kaçıncı görülüşü: Kapitalizm böyle bir şey zaten. Her ülkede para var. Sorun paranın nereye gideceği. İtiraz etmeye kalkanları da, işin kendi mantığına uygun olarak “yoksa sen milli birlik ve bütünlüğe tam da..en fazla…” nakaratı bekliyor.

Yeni bir 68 kuşağı mı geliyor? Bunu ummak için çok erken. Ancak egemenlerin telaşına bakılırsa bu kadarından bile epeyce ürkmüş durumdalar. Ee.. dedim ya, altın paraşüt meselesi.

Tüm Güncel Yazılar