Güncel Yazılar

EĞİTİMİN BİREYSEL GETİRİSİ ÜZERİNE - İktisat ve Toplum Dergisi 28/02/2011

Yıl 2001; internet üzerinden yayımlamaya başladığımız ve editörlüğünü yaptığım Üniversite ve Toplum Dergisi’ne Boston Üniversitesi’nden telif hakkı almak için Philip G. Altbach ile yazıştığım günler. Altbach, International Higher Education (IHE) Dergisinin editörü; yüksek öğretim alanında da dünyanın önde gelen uzmanlarından birisi.

İmrenerek okuduğum IHE’ye o yıl abone olmuştum. Dergi dokuz yıldır aralıksız olarak elime ulaşıyor. Sadece yükseköğretim alanında yayın yapan saygın bir dergi.

Üniversite ve Toplum Dergisini internet üzerinden 2009 yılına kadar yaşatmayı başardık. Şimdilik internet yayınına ara verildiyse de hedefimiz basılı bir dergi halinde tekrar yayın hayatına geçmesi.

Türkiye, yüksek öğretim konularına sığ politik yaklaşımlar dışında, hemen hemen hiç ilgi göstermedi. Efil Yayınevinin İktisat ve Toplum Dergisi girişimi ve dergi editörü Sayın Ömer Faruk Çolak’ın benden böyle bir köşede yazmamı istemesi, yükseköğretime verdiği önemi göstermesi bakımından takdir edilecek bir yaklaşım. Bu duyarlılığı nedeniyle kendisini kutluyor ve teşekkür ediyorum.

İktisat ve Toplum Dergisi’nde her ay eğitim ve özellikle yükseköğretim üzerine yazılar yazacağım.

Hepinize merhaba...

Eğİtİme Daİr

Eğitim yüzyıllardır devletler, toplumlar, ideolojiler ve kişiler için çok önemli olmuştur. Eğitime verilen önem, özellikle son iki yüz yıldır daha da arttı. Sanayileşme sonrası dönemde, bilim ve teknolojideki gelişmelerin buna etkisi önemlidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasından başlayarak, bilgi toplumu olarak adlandırılan yeni bir toplumsal aşamanın ve bilgiye dayalı ekonominin gündeme girdiği son yıllarda ise, bu önem en üst noktaya ulaştı. Çünkü bilgi toplumunda bilgi bir üretim girdisi olarak kabul ediliyor ve eğitim insan sermayesini zenginleştirerek de bilgi toplumunun talep ettiği nitelikli işgücünü yaratıyor.

Günümüzde tüm dünyada eğitime yönelik büyük bir talep artışı var. Eğitime yönelik talebin arkasında elbet pek çok şey yatmakta; ama bu yazının konusu bu olmayacak. Bu yazı bireylerin ücret farklılaşmasıyla eğitim ilişkisini irdeleyecek.

Bir kişi örneğin yükseköğretim yapma kararı verirken ilerideki yaşamının daha iyi olacağını düşünüyor. Bir bakıma daha başlangıçta haklı gibi; çünkü eğitimin mikro ekonomik yönden bireye getiri sağladığı ve makro ekonomik alanda ülke kalkınmasına olumlu etki yaptığı iktisatçılar tarafından da zaten genelde kabul ediliyor. Eğitim getirisi ülkeden ülkeye değişiyor ve bu konuda önde gelen ülke Amerika Birleşik Devletleri (ABD).

Eğitim, yarattığı ücret farklılaşmasıyla kişilerin yoksul olup olmaması konusuna da etki yapabilecek bir öge ve hükümetlerin yoksullukla savaşım politikalarında stratejik anlam taşıyabilir. Eğitim alanında son yılların önemli tartışma konuları arasında eğitimde fırsat eşitliği sağlanmasındaki sorunlar, eğitime artan talep ve kitleselleşme ve eğitim ücretlerinin kim tarafından karşılanacağı, kamunun eğitim alanına yapacağı yatırımların yükünün nasıl karşılanacağı gibi konular öne çıkıyor. Bu konulara aranan çözümlerin ideolojik ve siyasal boyutları yanında tartışmaların sağlam bilimsel temellere oturması ihtiyacı eğitimin gelir artırıcı etkisini de tartışmayı gerekli kılıyor.

Kısa bİr termİnolojİ

Önce bu konuyla ilgili sık kullanılan bazı terimlerin açıklamasını yapalım.

Eğitimin doğrudan bir bireyin payına düşen maliyetler ve yararların göz önüne alınmasına bireysel getiri (private rate of return) denir. Toplumun payına düşen tüm doğrudan bireysel ve kamusal maliyetler ve yararların göz önüne alınmasına da sosyal getiri (public rate of return) deniyor.1

Eğitim ve gelir ilişkileri incelenirken hesaplamalar ekonometrik ya da yatırımcı modellere göre yapılır. Ekonometrik yöntem Mincere’in (1974) klasik çalışmasına dayanır.2 Bu yöntem bireysel kazancı eğitim alınan yılın bir fonksiyonu olarak görmekte, yaş ve deneyim gibi etmenleri de göz önüne almaktadır. Minceregil kazanç denkleminde kazanç, eğitim, deneyim ve deneyimin karesinin bir fonksiyonu olarak tanımlamaktadır. Minceregil regresyon yaklaşımının bir dezavantajı brüt kazancın ötesinde bilgi vermemesi olup, bu da eğitim yatırımlarıyla ilgili özendirme tedbirleri hakkında değerlendirme yapmayı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Ekoomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) getiri oranı (rate of return) yerine yatırımcı bir yaklaşım olan Net Bugünkü Değer (net present value)’i kullanmayı yeğliyor.3

Her iki yaklaşım arasındaki temel fark, yatırım yaklaşımının ileriye yönelik olması, ekonometrik yaklaşımın ise eğitimin mevcut brüt kazançlara katkısını ortaya koymaya çalışmasıdır.

Eğitimle gelir arasında nasıl bir ilişki var?

Eğitim ile bireysel getiri ilişkisi çok uzun yıllardır araştırılıyor. Örneğin 1913 tarihinde yapılan bir çalışma yaklaşık o tarihten otuz yıl öncesinin verilerine göre ilköğretim okullaşması ile kişi başına düşen GSYH arasındaki ilişkiyi incelemiş.4 Bahsi geçen bu araştırmada kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) düzeyi ile ilkokul okullaşma oranı arasında olumlu ilişkili bulunmuş.

Bu araştırmada ilkokul okullaşması ile kişi başı GSYH arasındaki görülen ilişkide GSYH ve okullaşmadan hangisinin neden hangisinin sonuç olduğunu çıkarmak olanaklı değil. Bununla birlikte bu verilerden yapılacak bir çözümleme ile okullaşma oranındaki yüzde 1 artışın kişi başına GSYH’da yüzde 0,35 artış ile birlikte olduğu ortaya çıkmaktadır (Stevens ve Weale, 2003). Stevens ve Weale bu araştırmada eğitim düzeyi yüksek olan ülkelerin sermaye birikimlerinin de yüksek olduğunu vurguluyorlar; yani bu ülkelerin GSYH’ları da yüksek. Bu da kişi gelirlerinin yüksek olmasıyla ilgili oluşabilecek başka etmenlerin varlığına işaret ediyor.

Başka bir araştırmada, Mincer çiftliklerde çalışan beyaz erkeklerin fazladan her bir yıllık eğitimlerinin bireysel kazançlarını yaklaşık %7 artırdığını saptamıştı (2).  Mincer’in bu sonuca vardığı araştırma yaklaşımına daha sonra eğitim düzeyi,  istihdam etkileri ve cinsiyet, iş özellikleri (yarı zamanlı çalışma, firma büyüklüğü, sözleşme düzenlemeleri becerilerin kullanımı vb.) değişkenleri de eklenmiştir.

Mincer, İnsan Sermayesi Araştırmaları (Studies in Human Capital) isimli kitabında eğitimli çalışanların daha az eğitimli olanlara göre üç avantajı olduğunu belirtir: Daha yüksek ücret, daha istikrarlı istihdam ve gelirlerde daha fazla yukarıya hareketlilik”5.

Eğitimin gelir artışına katkısına ait bir başka örneği de ABD Nüfus Sayım Bürosu’ndan verelim. Büro 1998 tarihli verilere göre her iki cinsiyeti içine alan, tam zamanlı çalışan 25 yaş ve üzerindekileri eğitim durumlarına göre incelemiş (Şekil 1). Görüleceği üzere olağan bir lisans eğitimi alan kişi, lise mezunundan yaklaşık 20.000$ daha fazla gelire sahip oluyor.

Şekil 1’deki verilerin eğitim yatırımını göz ardı ettiği bellidir ve bu nedenle eleştiriye açıktır. ABD için düşünüldüğünde öğrenci bu yatırımın çoğunu kendisi karşılar ve eğitime para kazanmadan geçen yıllarını ayırır. Bu nedenle eğitimden kaynaklanan gelir artışının daha gerçekçi hesaplarında bu etmenler dikkate alınmalıdır.

Makro düzeyde bakıldığında eğitimin ekonomiye olumlu katkısına ait çok sayıda gözlem var. Öncelikle genel bir bilgi olarak şunlar dile getirilebilir. Birincisi eğitimli ülkeler eğitimi az olanlara göre daha kalkınmış ve zengindir. Bu özellilik 20. yüzyılda belirgin biçimde kendisini gösterdi. İkinci önemli bir konu eğitim düzeyi ile kazanç arasındaki olumlu ilişki olup, bu ilişkinin mikro düzeyde kişilere katkısı bir yana, ülkeler için de geçerli olması akla yatkın.6

Türkİye verİlerİ

Ülkemizde yapılan az sayıdaki çalışma da eğitimin kazanca olumlu yönde etki yaptığını ortaya koymaktadır.

Tansel 1994 yılında yayımlanan araştırmasında eğitim düzeyindeki artışın hem erkeklerde hem kadınlarda gelir artışı yarattığını tespit etmiştir.  En fazla gelir artışının genç erkeklerde olduğunu saptamış ve bunun da eğitimli personele duyulan gereksinimin sonucu olabileceğini ileri sürmüştür. Aynı araştırmada mesleki teknik eğitim mezunu erkeklerin kazançlarının lise mezunlarına göre önemli derecede fazla olduğu ortaya çıkmıştır.7

Öksüzler’in araştırmasına göre Türkiye’de eğitimin getirisi öğrenim düzeyi ile birlikte artmaktadır. En yüksek getiri gerek genel, gerekse kadın ve erkek ayrı ayrı bakıldığında üniversite düzeyinde çıkmıştır. En düşük getiri ise ilkokul düzeyindedir.  Eğitimin en büyük getirisi üniversite mezunu kadınlar için bulunmuştur. Eğer birey; kadın ve üniversite mezunu ise gelirinin yükselmesi diplomasız bir kadına göre yaklaşık olarak 22 kat daha fazladır. Tüm eğitim seviyelerinde kadınlar için eğitimin getirisi erkeklere göre daha büyük çıkmıştır.8

Sarı’nın çalışmasında eğitimin, geliri belirleyen önemli değişkenlerden biri olduğu sonucuna varılmıştır. Öğrenim düzeyi düştükçe, getiri azalmaktadır. En düşük getiriye sahip olanlar ilkokul mezunları olduğu saptanmıştır.9

Bir başka çalışmaya göre de fazladan her eğitim yılının ortalama getirisine bakıldığında; düşük eğitim derecelerinin her iki cinsiyette de marjinal getirisi düşük olmakta, ama yükseköğretimin düzeylerinde hem kadınlarda hem erkeklerde önemli miktarda artma eğilimi göstermektedir.10

Ülkemizde Fatih Türkmen  tarafından 1987 hanehalkı Gelir Anketi’ne göre yapılmış 2002 tarihli bir çalışmaya göre eğitim gelir ilişkileri Şekil 2’de verilmiştir.

Yükseköğretime ait OECD verileri

Yükseköğretime yapılan yatırımların kazanımları erkeklerde Avustralya, Kore, İspanya ve Türkiye dışında yüksektir (Tablo 1). OECD ülkeleri arasında yükseköğretim gören bir kadın ortalama olarak net 100.000 dolar kazanmayı beklerken erkeklerde bu miktar 150.000 dolardır.

Eğitimle yoksulluk arasında ilişki kurulabilir mi?

Eğitim ve gelir ilişkisini irdelediğimiz bu yazı içerisinde, çok kısaca da olsa, eğitimle yoksulluk arasındaki bağlantıya da değinmeyi uygun bulduk. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istatistiklerine göre, eğitim bu yönde önemli bir etken. Yoksullukla savaşım politikalarında bu sonuçlara göre eğitim öncü rolde yer alabilir. Konuyla ilgili 2008 Yoksulluk Çalışması Sonuçları Şekil 3’te verilmiştir. Görülmektedir ki okuma yazma bilmeyenlerin yoksul olma olasılığı yaklaşık yüzde 40 iken bu oran, yükseköğrenim görenlerde sıfıra yakındır.

Eğitim harcamalarını kim karşılayacak?

Nobel ödülü sahibi Theodore W. Schultz tarafından insan sermayesi kavramının kullanılmasıyla birlikte, bir kişinin sahip olduğu bu sermayenin kazanç elde etme kapasitesini de belirleyeceği görüşü ortaya çıkmaya başladı. İnsan sermayesine yapılan yatırımlar arasında belki de en önemlisi eğitime yapılan yatırımdır. Yeni gelişmekte olan bilgi ekonomisinden bireylerin ve ülkelerin yararlanabilmeleri büyük ölçüde sahip oldukları insan sermayesine, yani eğitimlerine, nitelik, beceri ve yeteneklerine bağlı. Sonuç olarak, hükümetler gitgide insan sermayesi çıtasını yükseltmeye ilgi gösteriyorlar. Bunu yapabilecekleri en önemli yollardan birisi olan genel ve mesleki eğitim, günümüzde ekonomik büyümenin desteklenmesinde önemi gittikçe artan etmenler olarak görülüyor.

Hükümetlerin eğitim politikalarında herkes için eğitim uygulayıp uygulamayacaklarına karar vermeleri gerekiyor. Çünkü bu talep yoksul ya da az gelişmiş ülkelerin kamu finansmanında ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Eğitim ya bir tüketim harcaması olarak görülecek, ya da

Mikro ekonomik yönüyle kişisel getirileri artırıcı yönü

Makro ekonomik yönüyle ülke kalkınmasına olan olumlu etkisi

Olumlu sosyal getirileri göz önüne alınarak bir yatırım olarak kabul edilecek.

Dolayısıyla herkes için eğitim ne kadar gerçekçi sorusuna yanıtımız kesinlikle gerçekçi olup, ancak bunun için eğitime bakışın bu yönde değişmesinin zorunluluğu olduğudur.

Kamudan eğitime yapılan finansmanın, yükseköğretim alan bir erkek için OECD ortalaması 28.000 dolar iken, Türkiye ve İspanya’da 15.000 doların altındadır; Avusturya, Danimarka, Almanya ve Norveç’te 40.000 doların üzerindedir. Öğrenci harçlarının yükseköğrenimde yatırım maliyetinin önemli bölümünü oluşturduğu Avustralya, Kanada, Kore ve ABD’de yükseköğretim diploması almak 50.000 ABD dolarının üzerinde para gerektirir  (OECD, Education At A Glance, 2009).

Eğitim paraya mı odaklanıyor?

Eğitimin gelir artırıcı etkisi eğitim finansmanını öğrenciye yüklemenin gerekçesi olarak da sunulabiliyor. Şöyle deniyor: Madem öğrenciye bireysel getiri sağlamaktadır, öyleyse eğitim ücretini kendisi ödesin!

Eğitim finansmanı tartışmalarında çok önemli yer tutan bu konuyu bir başka yazımda ele alacağım. Çünkü eğitimin kamusal yararları göz önüne alındığında kamunun da yüklenmesi gereken önemli görevleri olduğu, üstelik anayasal bir hak olan fırsat eşitliğinin sağlanmasının da devlete ait bir görev olduğu gerekçeleri de var. Burada şimdilik sadece Hussey ve Smith’in kısa gözlemini aktarmak istiyorum: 2010 yılında mezun olacak öğrencilerin 17.500 sterlin ve bazılarının 20.000 sterlinin üzerinde borçlu olmalarının beklenebileceğini yazıyor ve şöyle diyorlar:

“Sonuç şu: Öğrenciler para kazanmaya odaklanmak zorundalar. Giderek artan algıları, bir ürün satın aldıklarıdır. Bu durum eğitimin, değeri kendisinde değil          ama neyi kazanacaklarında olan bir araç olarak görünmesini teşvik ediyor. Büyük maliyetle satın alınması gereken ve bir amaçla satın alınan ve bu       amacın da onun ne kazandıracağı olan bir eğitim, en azından kendisini amorti etmesi gereken bir eğitim.”11

Bu yazımda eğitim ve gelir ilişkisi bağlamında eğitim ekonomisine kısa bir giriş yaparak okurlarıma da merhaba demiş oldum. Eğitimin bireysel gelir artırıcı etkisi göz önüne alındığında eğitime bakışımızın etkilenmemesi olanaksız. Ancak, uygarlığı yaratan, kültürleri aktaran, insancıl sorumlulukları geliştiren bir eğitim anlayışını terk edip, eğitimi bir meta olarak algılamanın sakıncalarını gözardı edemeyiz.

Kaynaklar

Alan Stark: Which Fields Pay, Which Fields Don’t? An Examination of the Returns to University Education in Canada by Detailed Field of Study, http://www.oecd.org/dataoecd/4/5/37578152.pdf.

Mincer, J. (1974), Schooling, Earnings and Experience, Columbia University Press, New York.

OECD, Education At A Glance, 2009. s. 159.

Maddison, A. 1991, Dynamic Forces of Capitalist Development, Oxford University Press, Oxford. Aktaran Philip Stevens and Martin Weale.

Jacob Mincer, “Education and Unemployment,” in Studies in Human Capital, edited by Jacob Mincer, Cambridge, UK: Edward Elgar, 1993, 212.

Philip Stevens and Martin Weale, Education and Economic Growth, 2003.

Aysit Tansel: Wage employment, earnings and returns to schooling for men and women in Turkey, Economics of Education Review, Volume 13, Issue 4, 1994, Pages 305-320.

Oktay Öksüzler: Eğitim ve Gelir ilişkisi: Türkiye Örneği, 16. Proceedings of 16th Statistics Research Symposium, 2007.

Sarı, R.: Kazançlar ve Eğitim İlişkisi: İl Bazında Yeni Veri Tabanı İle Kanıt. METU Development in Studies, 29(3-4), 367-380, 2002.

B. Müge Tunaer, Yaprak Gülcan: Measuring Returns to Education in Turkey, International Conference on Human and Economic Resources, İzmir, 2006.

Trevor Hussey and Patrick Smith: The Trouble with Higher Education. A Critical Examination of our Universities. First edition,  Routledge, New York, 2010.

Tüm Güncel Yazılar