Tıp ve Sanat

Kadri Yamaç

---

Albert Camus’un Ünlü Romanı:

Veba

Tarih insanları kasıp kavuran veba salgınlarıyla doludur. Örneğin on dördüncü yüzyılda Çin’den gelen gemilerdeki sıçanlar ölümcül bir hastalık mikrobunu Avrupa’ya taşımışlardı. Veba mikrobu binlerce mil deniz yolculuğunda ticaret gemilerinin karanlık mahzenlerinde ve depolarında yaşadı. Mürettebatın bir kısmı seyahat sırasında hastalıktan ölmüştü. Gemiler Akdeniz limanlarından yanaştığında bu kara bela da Avrupa’ya giriş yapmaktaydı. Şimdi ben bu yazıda Avrupa’yı kasıp kavuran ve tahminlere göre Avrupa toplam nüfusunun üçte birinin ölümüne yol açan bu veba felaketinden değil, ünlü yazar Albert Camus’un, bir kurmaca olarak başka bir ülkede ve zamanda yaşanan salgını anlattığı “Veba” isimli romanından söz edeceğim.

Camus’un romanındaki olaylar Cezayir’in Oran kentinde, başlangıçta hiç de olağandışı görülmeyecek görüntülerle başlar. Bir semtte apartman boşluklarında, kapı önlerinde ya da sokaklarda giderek artan şekilde fare ölüleri görülür. Gün geçtikçe sayılar artar ya da can çekişerek ölmekte olan farelerin görülmeye başlar. Bir apartman kapıcısının boynundaki iltihaplı şişlikler ve yüksek ateşle birlikte ölümü ile salgın kendini gösterir, başka ölümler izler birbirini. Ölümlere yol açan neden hemen belli olmasa da tetkikler sonucunda hastalığın veba olduğu kısa sürede ortaya çıkar.

Kent halkı, sakin ve alışkanlıklarına bağlı, zevkleri ve işleriyle meşguldür; ve doğal olarak olayın ciddiyeti önce tam algılanamaz. Camus bu günleri şöyle tarif eder:

“Gerçekten de felaketler ortak bir şeydir, ancak başınıza geldiğinde inanmakta güçlük çekilir. Dünyada savaşlar kadar vebalar da meydana gelmiştir . Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalar… bir savaş patladığında insanlar “uzun sürmez bu, çok aptalca” derler ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak onun uzun sürmesini engellemez: Budalalık hep direnir.”

Oran kentindeki salgın genişler, kenti içine alan büyük bir felakete dönüşür. Bu arada kilise rahibi de durumdan kendisine bir şeyler çıkarmayı ihmal etmez. Bir Pazar günü Katedral büyük bir toplulukla dolup taştığında rahip şöyle der:

“Kardeşlerim felaketin eşiğindesiniz. Kardeşlerim bunu hak ettiniz… Tarihte bu felaketin ilk kez ortaya çıkışı Tanrı düşmanlarının cezalandırılması nedeniyledir. Firavun sonsuz tasarılara karşı çıkıyordu ve veba ona diz çöktürdü.. Tüm tarihin başından bu yana Tanrının bu felaketi kibirlileri, körleri dize getirmiştir. Bunu iyice düşünün ve diz çökün ” Sıçanlardaki pirelerin taşıdığı Yersinya mikrobu böylece kilisenin amaçlarına yönelik söylemlerin aracı oluverir!

Salgın kontrol edilemez hale gelince kent karantinaya alınır. Mikrop taşıma olasılığı nedeniyle mektup yazmak bile yasaklanır. Kent neredeyse bir hapishaneye ve insanlar da birer tutsağa döner. Sevdiklerinden uzak düşerler. Hayata dair planları, beklentileri, umutları tepetaklak olur. Hiç beklenmedik şekilde apansız ortaya çıkan bu bela bulutu kentlerinin üzerine abanmış ve herkesi, her şeyi tutsak etmiştir.

Veba romanı iki şekilde ya da bahsedeceğim bu iki yaklaşım birlikte olacak şekilde okunabilir. Kitap bir hastalık olarak vebayı, salgını ve insanların çektiği acıları anlatır. Ya da kitap insanların başına gelebilecek savaşlar veya diktatörlükleri akla getirmek üzere bir metafor olarak veba hastalığını kullanır. Camus’un romanı belki gerçekten sadece vebayı anlatıyor olabilir, bunu kesin bilemeyiz. Ancak her edebiyat eseri, dilin kayganlığı ve taşıdığı anlamın herkes için ve belki her okumada bile değişken olması nedeniyle bambaşka anlamlar da taşımaya elverişlidir.

Hastalık metaforları edebiyatta sık kullanılır.. Çok uzun zamandan beri tüberküloz, frengi ve veba bu amaçla çok kullanılmıştır.  Hastalık metaforu olan romanlarda amaç, tıbbi anlamda o hastalığı anlatmak değildir. Örneğin verem hastalığının kan kusturan bir hastalık olmasından dolayı okurda vereme yakalanmış karakterlee karşı acıma ve şefkat hisleri yaratılmayı amaçlar.  Yirminci yüzyılın ikinci yarısında ise kanser ve AİDS hastalığının bu şekilde kullanıldığına sık tanık oluruz. Özellikle AİDS hastalığı pek çok yerde çağımızın vebası olarak adlandırılmıştır..

Hastalıkların edebiyatta kullanımları elbet son derece doğaldır, ama yıkıcı olan şey o hastalığa yakalanan insanlara bu bağlamda yüklenen anlamlar olmaktadır. Veba belki çok eskilerde kalan bir hastalık olduğu için dehşet verici bir hastalık olarak aktarılması sorun yaratıcı görünmüyor. Ancak günümüzde sık görülen bazı hastalıkların vebaya benzetilmesi bambaşka bir sorunsal olarak karşımıza çıkacaktır Örneğin AİDS hastalığına çağın vebası denildiği andan itibaren bu hastalığa yakalanmış kişiler toplum tarafından, en yakınları da dahil olmak üzere, adeta tehlikeli yaratıklar gibi görülmeye başlanırlar,. toplumdan dışlanırlar. Hastalık zaten o kişiyi vurmuştur; bir tarafta hastalıkla uğraşırken bir de diğer insanlar tarafından dışlanmanın getireceği ruhsal örselenmeler devreye girer.

Veba romanı 1947’de yayımlandı; yani insanlığın büyük karabasanı olan Nazi zulmü ve İkinci Dünya Savaşı’nın büyük yıkımı ardından. Camus’un kimliği ve yaşadığı dönem göz önüne alındığında kastedilen kara belanın Faşizm ve Naziler olması akla yatkındır.

Yakın bir okuma bazı anlamları açığa çıkartabilir.

“Veba ve herkesin paylaştığı duygulardan oluşmuş toplumsal bir tarih vardı… Bir de bu duyguların içerdiği korku ve başkaldırı.”

Koyulaştırarak aktardığım sözcükler apaçık bir şekilde bir mikrobik hastalığı değil de sanki  bir halkın işgalcilere karşı vereceği bir mücadelenin anlatıldığı satırlar gibidir. Veba romanı yazıldığı günden bu yana hep çok sevildi ve okundu. Nazi zihniyetinin her an başka bir saldırı için karanlık mahzenlerde bizi bekliyor olduğundan hiç kuşkumuz olmasın. Genç yaşta bir trafik kazası sonucu ölen ünlü Fransız yazar Camus’un romanı burada kısaca aktarabildiklerimiz dışında yakın okumayı ve unutulmamayı hak ediyor.

 

albertcamusquotes.250px

Resim1: Albert Camus. Nobel ödülü sahibi Fransız yazar (1913 – 1960).

 

fotosearch k7252570.250px

Resim 2: Veba hastalığının yayılmasında kemirgenler önemli rol oynar.

 

800px20 the great plague.250px

Resim 3: Büyük Veba (Rita Greer, 2009. Wikimedia)