Tıp ve Sanat

Kadri Yamaç

-----

 

SESSİZ DÜNYADA BİR SANATÇI:

KULAKLARI DUYMAYAN DAHİ BESTECİ

BEETHOVEN

Bu yazıda bahsedeceğim besteci Beethoven’ın olağanüstü müzik yeteneğini anlayabilmek için size önerim, işitme yeteneğini tamamen kaybettiği yıllarda bestelediği 9. senfoniyi bir kez mutlaka dinlemeniz. Klasik müzik sevenler bu yapıtı zaten çok iyi bilirler, ama eğer klasik müzik merakınız yoksa bile bir kez mutlaka dinleyin. Göreceksiniz ki bu eser sizi çok etkileyecek. Sessiz ve sakin bir yere oturun, başka herhangi bir şeyle meşgul olmaksızın, sadece 9. Senfoni’ye kulak kabartın. Koronun seslendirdiği bölümdeki coşkuyu içinizde yaşayın ve tam da bu sırada, bu eserin, kulakları duymayan bir kişi tarafından yaratıldığını aklınıza getirtin. İşitmeyen bir insanın bu besteyi nasıl yapmış olabileceğine şaşırıp kalacaksınız.

Senfonilerde insan sesi kullanılmaz, ama Beethoven, 9. Senfoni’de, “Koral” olarak adlandırılan  bölümle senfoni anlayışına yeni bir boyut katmıştır. Koronun seslendirdiği bu bölüm eserin sonunda yer alır. Sözler ünlü Alman şairi Friedrich Schiller’in Neşeye Çağrı” adlı şirinden alınmadır ve günümüzde Avrupa Birliği'nin resmî marşıdır.

Biz de bu şiirin birkaç dizesini okuyalım:

Kardeş olun ey insanlar

Bunu ister tanrımız

Bu dünyada her şey geçer

En son sana dost kalır

İnsanlığa

Doğruluğa

Göğsünü aç korkmadan

Hür doğmuştur insanoğlu

Hür yaşamak hakkıdır.

Beethoven 1770 yılında, Almanya’nın Bonn kentinde dünyaya geldi. Kendisine dedesini adı verildi. Dede Ludwig van Beethoven da önemli bir müzisyendi. Dede Beethoven çocuk yaşlarda müzlk eğitimi almaya başlamış, Bonn Sarayı müzik yöneticiliğine kadar yükselmiş bir kişiydi. Torun Beethoven’ın babası da müzisyendi. Beethoven ilk piyano ve keman derslerini babasından almıştı.

Beethoven’ı tarihin büyük müzik dehalarından biri yapan şey sadece ailesel yeteneği değildir. Beethoven gibi bir sanatçı yetiştiyse, üzerinde yetiştiği toprakların ikliminin büyük rolü olmuştur. Beethoven müzikte ilk adımlarını atarken Avrupa’da 17. yüzyıldan itibaren kendini göstermeye başlayan Aydınlanma iklimi hüküm sürüyordu.

17. yüzyıldan itabaren ve 18. yüzyılda daha belirgin olmak üzere Descartes, KantDiderotMontesquieuJean-Jacques RousseauVoltaireDavid HumeJohn Locke gibi düşünürler yepyeni fikirlerle düşünce tarihine damga vurmaktaydılar. Yani, insan aklının mutlu ve gelişmiş bir düzen kurmasının mümkün olacağına inanılan ve özgürlük çabalarının adım adım yol almakta olduğu yıllar yaşanmaktaydı. Bu dönem aynı zamanda entelektüel ve kültürel ortamı da modernleştirmekte ve yeni bir toplum düzeni ortaya çıkmaktaydı. Genel anlamda kısa bir yorumlama yapacak olursak orta çağın dünya görüşü artık geride kalmaktaydı. Üstelik de Beethoven henüz 18 yaşında iken Fransız devrimi gerçekleşmiş ve eşitlik, kardeşlik ve özgürlük talepleri dalga dalga Avrupa’ya yayılmaya başlamıştı.

Beethoven’ın içinde doğduğu ve yetişiği bu iklimin bir başka özelliği sanata değer ve önem veren anlayışın her biçimde iktidarlarda olmasıdır. Gerek yöneticiler gerek varlıklı kişiler sanatın her dalını olduğu gibi müziği de hayatlanın içinde yaşamaktaydılar. Zengin aileler bestecilere sürekli siparişler verirler, yöneticiler bestecileri destekler, şehirlerde operaların, konserlerin sergilenmesi için keselerin ağzını açarlarda. Kentlerin tarihsel kimliğinin bir parçası olan notalar  lapa lapa yağmakta olan kar tanelerinin gökyüzünü kaplaması gibi, adeta onlara tutunup kentin her bir köşesine yayılmaktaydılar.

Beethoven’ın müzik yeteneği henüz çocuk denecek yaşlardayken ortaya çıkmaya başlamış, ilk konserini sekiz yaşında vermiştir. Yirmili yaşlara geldiğinde sürekli piyano konserleri vermekte, aralıksız çalışmakta, besteler yapmaktadır. Hayatı bir rüzgar gibi akmaktadır. Ne yazık ki otuz yaş civarında, belki biraz daha önceki tarihlerde,  işitme sorunları ortaya çıkar.

İşitme sorununun bir piyano solisti ve besteci için ne kadar umut kırıcı olabildiğini Beethoven’ın 1801 yılında yakın bir arkadaşına yazdığı mekubundaki şu satırlarda görebiliriz:

,sağlığım kıskanç bir iblis gibi yoluma taş koyuyor, şöyle ki: kulaklarım üç yıldan beri giderek zayıflıyor. …… iki yıldır insanlara sağır olduğumu söyleyemediğim için her türlü topplantıdan uzak durmaya çalışıyorum. Başka bir işle uğraşıyor olsaydım  belki daha kolay olurdu, ama benim işimde korkunç bir durum. Sayıları hiç de az olmayan düşmanlarım bu durumu öğrendiklerinde neler söylemezler!.. (1)

Beethoven’ın işitme sorunu ile ilgili önceleri kaygılı, ama ne olursa olsun iyileşeceğine dair umutlar içindeki duyguları zamanla tam bir karamsarlığa döner. Sağırlık bir karabasan gibi ilerlemekte ve onu çevresinden koparmaktadır. İntihar etmeyi bile düşündüğü günler yaşadığını, ama sanata olan bağlılığının onu ayakta tuttuğunu, ölümünden sonra kardeşlerine verilmek üzere hazırladığı vasiyetnameden öğreniriz. Şöyle yazmıştır:

" ama yanımda oturan biri uzaktan gelen bir flüt sesini duyarken benim duymamam nasıl da küçük düşürücü durum, ya da birisi çobanın şarkısını dinlerken benim bunu duyamamam,; bu tür olaylar beni büyük bir çaresizliğin içine sürüklüyor; çok az kaldı, böyle giderse yaşamıma kendim son vereceğim" (1)

İşitme sorunu tam yerleştiği yıllarda insanlarla iletişimi yazılı olarak yapmaya başlamış ve bu amaçla konuşma defterleri kullanmıştır.

9.Senfoni ilk defa 7 Mayıs 1824 tarihinde Viyana‘da Karntnerthor-Theather'da seslendirildi. Beethoven da oradaydı, ama ne yazık ki kendi bestesini duyamıyordu.

Dokuzuncu senfoni neyi anlatıyor diye soranlar olabilir. Buna cevap vermek, eğer örneğin koral bölümün sözlerinden anlam çıkartılarak yapılmak istenirse kolaydır. “Evrensel kardeşlik” denebilir. Ama böyle tekleştirici tanımlar bu senfoniyi anlatmaya yetmez. 9 senfoni bir sanat eserinden alınan haz nasıl anlaşılacaksa işte tam da öyle bir anlamla açıklanabilir. Onu tarif etmek onu sınırlamaktır. Oysa dokuza bunu yapamayacağınız bir baş yapıttır.

 

1. Aktaran Aydın Büke: Beethoven. Can Yayınları, 1. Basım, Ekim 2014, İstanbul.